göğe bakma zamanı


bazı zamanlar tüm evreni kucaklamak istiyorum. bugün o zamanlardan biri. o kadar büyük bir duygu ki bu, düşündüğüm, tahayyül etmeye çalıştığım anda gözlerim yaşarıyor. ama böyle saçmasapan bir duygusallıktan değil içimden bir şeyler taşıyor. işte en çok o zamanlarda gökyüzüne bakmayı seviyorum.

hepimiz geçici güzellikleriz burada. birbirimizin üzerine basmaya çalışıyoruz. halbuki sen de gideceksin, yerinden yeni bir tomurcuk gelip çiçek açacak. bilmiyorsun ama olduğun yer yeniden güzelleşecek.

güzelliğe saygısını ne zaman yitirdi insanlık?

öfff gökyüzüne baksana bir. ne kadar küçüğüz anla.


not: hayır pms falan değilim.

bir şarkıya sarılmak istemek



bir şeyi nasıl sevdiğini anlamlandıramadığın noktada içine sokasın gelir ya. işte bu şarkı o şeylerden. insanın bir şarkıyı içine sokası gelir mi? geliyormuş.

serinmiş


şu havalar da soğudu ya. akşamları, geceleri kapıyı pencereyi kapatıp elimizi kolumuzu kavuşturarak oturuyoruz. kitaptı, kahveydi, yataktı, uykuydu, en çekici şeyler haline geliyor ya... sonra insan sabah pencereden bakınca güneşi görünce "pıff hala mı güneş" deme nankörlüğünü nasıl gösterebilir? gösteriyorum işte.

öyle mutluyum ki... bunu kutlamak için bir fincan kahve içeceğim mesela şimdi.

yazarken Birsen Tezer - Balıkesir çalıyordu.

hayır

hayır demek bazen bir tavır değil bir seçimdir. bahane değil sebeptir.

yalnız kalma ihtiyacım ne kadar bencillikse, birilerinin ısrarla benimle sosyalleşme isteği de o derece bencilliktir. insanlar önce kendi bencilliklerinin farkına varırlarsa başkalarının bencilliğine dokunmazlar, darlamazlar sanıyorum.
çelişkili konuşuyor olabilirim.

-aç parantez-

İnsanın bazen de gerçek özgürlüğü; hayır dedikten sonra, kendini ek açıklama yapmak zorunda hissetmemeyi keşfidir.

-kapa parantez-

evcil ve bu çerçevede bencilim ben bu aralar. üstelik kimseye de bir zararım yok.
bi elleşmeseler.

-dışarı çıkalım mı beraber?
+ben bu ara pek evden çıkmak istemiyorum. daha sonra başka bir gün çıksak. (anlayışına inandım, anlayışına güvendim. ona sığındım)
-hmm peki. (dünyanın en sitem dolu küfürsel kelimesi oluyor burada peki)
+eee. o zaman size iyi eğlenceler.
-neyse tamam hadi bay.

ahaha ne oluyor kuzum. senin benle sosyalleşmek istemen hak, benim kendimle kalmam hak değil. canım yaa. yerim.

Dikkat Kişisel Sınır Var! Geçmeye Çalışanı Isırır!!

uyarmadı demeyin.

home sweet home

tam 9.5 ay sonra bugün ilk defa evimi çok ama çok sevdiğimi hissettim.
her yeri ışıl ışıl, gıcır gıcır, temiz ferah olan bu eve taşındıktan sonra aylarca ağlamıştım. alışamadım, sevemedim, "benim" diyemedim diye.
şimdi evden çıkmak istemeyişim öyle huzur verici ki.

evcilim, evcimenim ben.

çıkmaz

birçok konuda beni en çok anlayan kişi annemken, en çok çatışma içinde olduğum kişinin de annem olması nasıl içinden çıkılmaz bir durum bilir misiniz?

haz

usulca, sessizce kendi kendimi keşfimdir şu hayattaki en büyük hazzım.

dişli

okuduğum kitapları, izlediğim filmleri çok çabuk unutur oldum. geçen hafta izlediğim filmin adını, 2 hafta önce bitirdiğim kitabın sonunu unuttuğumu fark ettim biraz önce.

çok önceleri filmler ve kitaplarla ilgili ufak notlar alma alışkanlığım vardı. ama onları da belli bir yerde toplamadığım için kaybolup gitti çoğu. şimdilerde örneğin 2 yıl önce izlediğim bir filmi sadece "hmm güzel filmdi galiba" veya "hmm sıkılmıştım o filmi izlerken" diye anımsayabiliyorum. öteye geçemiyor. karakter isimleri, kurgusu, örgüsü hepsi hak getire.

sanırım bu sürekli şikayetlendiğim bilgi kirliliğinden kaynaklanıyor yine. kafada o kadar çok işe yaramaz bilgi var ki. beyin sadece "çok elzem" dediklerini ön planda muhafaza ediyor. diğerleri arka odada silik biçimde depolanıyor. yani bilmemnerden arkadaşımın kuzeninin annesinin adını da aynı yere atıyor, 2 hafta önce izlediğim filmin adını, konusunu sonunu da. ikisi de "çok elzem değil" kategorisine giriyor çünkü onun için.

ama sor şimdi bana turkcell 2009 dördüncü çeyrekte ne kadar kar yapmış, ne kadar mal sevkiyatı vermiş, türk telekom hangi illerde değer katan okullar açmış, alcatel-lucent üniversitesi istanbulda ne yapmış diye. bir bir sayarım. günümün 9 saatini işte geçirdiğim için (1/3'inden fazla) bu bilgileri daha önemli olarak kodlamış. hiç arka odaya atmıyor. bunları "çok elzem" kategorisinde tutuyor. "ben"im için hiç de elzem değil halbuki. ne ironik. ne acı.

kitabın sonunu hatırlayamadığımdan yola çıkarak, pis çarkın sıradan önemsiz dişlisi haline geldiğim gerçeğiyle yüzyüze geldim yine. hayırlara vesile olsun.

hayat böyle çok sıkıcı.

yazık

Güvendiğim dağlara kar yağsa iyi de, güvendiğim dağlardan taş yağınca zor oluyor...